|
Babasız ilk babalar günüm
(16 Haziran 2007)
Uzun yıllardır, doğum günlerimizi,
babamın hatırlatmalarıyla hatırladık. O hiç unutmazdı. Her yıl başı,
Saatli Maarif Takvimi'nin ilgili günlerine notlarını düşer, gününde de
kutlamaları yapardı. Her yıl, doğum günü (8 Haziran 1929) Babalar
Günü'nden 1 hafta öncesine rastladığı için, iki kutlama nedeniyle
mahcup olurdu.
Son hastane günlerimizde, "elinden geleni
yap, 3 Aralık'ta 55. evlilik yıldonümünüzü kutlayacağız, daha
Haziran'da doğum günün var" diyordum. Çok gayret etti, bizi üzmemek
için.
8 Haziran sabahı Perşembe'den taksiye
bindiğimde, sanki yıllarca ona yaptığım sürpriz ziyaretlerden birini
yapıyormuş gibi içimden muzipçe gülümsüyordum. Taksiciye "Hamidiye
Mahallesindeki mezarlığa" dediğimde, aklı yatmamış olmalı ki,
mezarlıktan 500m önceki sapakta durup, bizim köye sapacağını söyledi.
"Yok, mezarlık önünde dur" deyince anladı. Sanki köydeki eve gelir
gibi, mezarlık kapısından girdim. Amcam, halalarım, dedem, babaannem,
Ayşe yengemi selamlayıp, babamın toprak mezarının ayak ucunda, ta
gömüldüğü gün dik koyup, üzerine oturmuş olduğum kiremitin üstüne
iliştim.
Ara ara, usul usul, yağmur damlaları ile
birlikte çiseledim. Özlemimi, sıkıntılarımı, duygularımı ilettim. Resim
çektirmeyi çok sevdiği için, aynı resimler olmasına rağmen, yine
resimlerini çektim. Yattığı yerin çevresindeki manzaraya bir kez daha
hayran kaldım. Bir süre sonra kalktığımda, gitmemi istemediğini
anladım. Eskiden de böyle olurdu. Sürpriz bir şekilde kapıyı
çaldığımda, beni karşısında görünce çok mutlu olur, ama kısa kaldığım
için çok üzülürdü.
"Gelince iyi de, gitmene çok üzülüyorum.
Hiç gelme diyesim geliyor" derdi. Sanki kolumdan tutup, "gitme" demiş
gibi hissettim. Valizimle, yürüye yürüye köye yoneldim. Ama artık
gidecek bir köy evi yok orada.
Öğleden sonra evi zitarete gittiğimde,
onun özenle diktiği çiçeklerin, sebze bahçesinin, dut ağacının,
uyarılara kulak asmayıp, tırmandığı incir ağacının, yaban otlarıyla
kaplandığını; kendi eliyle kaba tahtalardan yaptığı bankın artık
olmadığını; evin kapısının önünün, tavana kadar birileri tarafından
inekler için biçilip atılmış otlarla kapatıldığını gördüm. ıçim
burkuldu. Uğruna sağlığını bozduğu ev, özlemle, hüzünle, acıyla
bakıyordu bana. "Böyle mi olmalıydı" diye düşündüm.
Ertesi sabah yola çıkmadan önce, yine
ziyaretine gittim. Bırakmak istemediğini biliyorum ama bu kadar
olabildi. 7 ay ne çabuk geçmiş? Biz bir kargaşanın içinde yuvarlanırken
anlamıyoruz bile, ama eminim babamın her günü bizi bekleyerek geçiyor.
Bu hafta sonu, babalar gününde yine
gitmek isterdim, ama olmadı, mahzun kaldık. Babasız olmak ne garip.
Yine de "babalar günün kutlu olsun" demek gerekirdi. Başka babaları
kutladım. Tabii ki hiç bir zaman anlamı aynı olmayacak.
Yine de babalar günün kutlu olsun canım babacığım.
|