Temmuz Güneşi
MaviSu ve Derin Su isimli iki beyaz kuğunun üzerinde, dalgasız, dümdüz denizde, yavaş yavaş birbirimizden uzaklaşarak, Dirsek Koyu’ndan ayrı yönlere doğru süzülüyoruz. Yelken de açamıyoruz, kıpırtı yok havada. Öğle sıcağına kaldık, daha erken çıkmalıydık! Dirsek Koyu’nun turkuazı hala gözbebeklerimizde. Artık Derin Su da görünmez oldu.
Rotamızı Selimiye’ye çevirdik. Etrafta kimsecikler yok. Bülent’le öyle keyif keyif, motorun sesini dinleyerek kıyıya yakın, ağır ağır yol alıyoruz. Gözümüz denizin üzerindeki bomboşluğa öylesine alışmış ki, Atabol Kayalıkları’na yakın, karadan kayalıklara doğru yüzen karaltıları sadece sezinledik diyebilirim. Bomboş denizlerde bir kıpırtı, bir karaltı, tekne sakinlerinde hareket yaratır. Biz de doğrulduk, elimizi gözümüze siper edip tekrar baktık. Suda yüzen üç kişinin başını gördük. Temmuz güneşinin altında, bu saatte yüzmeleri ilgimizi çekti. Ortadaki baş daha küçüktü. “Ne güzel, aile aile yüzüyorlar”. “Amma da hızlı gidiyorlar....” derken, birden kendimize geldik. İnsanın bu kadar hızlı yüzemeyeceğini ancak akıl edebilmiştik. “Foklar...!” Siyah kafalar, hızla ilerlerken, motoru hızlandırıp, kayalıklara doğru seğirttik. Ama biz yaklaşana kadar gözden kayboldular.
Ne güzel, aile aile yüzüyorlardı....! Aile, aile..!
Temmuz’99
BENCİK
Bencik benim için, yıllar önce Mavi Yolculuk’larımızın birinde, keyifçi bir grupla hoş bir gece geçirdiğimiz, masalsı bir yerdir. Yani huzurun yuvası!
Hatırladıklarım, tahta gbi bir deniz, aysız bir gökyüzü, dostlarımızdan birinin Hafız Burhan’ı anımsatan sesiyle söylediği eski bir şarkının, ıpıssız koyda yankılanan nağmeleri arasında, Bülent’in karanlık sularda ilerlediğinin tek kanıtı olan sualtı fenerinin, uzaklaşan ışığı.
İşte yıllar sonra Bülent’le birlikte, bu defa kendi teknemizle güneş batmadan önce aynı koya girdiğimizde, kulaklarım ve gözlerim o eski anılarla doluydu. İlk şaşkınlığı, koydaki tekne kalabalığını görünce yaşadım. Demirleyecek sakin bir yer bulunca nasıl da sevinmiştik. Tam o sırada çılgın bir motor gürültüsü duyup başımı çevirdiğimde, küçük bir deniz motorunun hızla üzerimize gelmekte olduğunu gördüm. Son hızla bir manevra yapıp, geri döndüğü anda, denizden koyu renk, saçsız bir kafanın çıktığını, sonra sanki hüzünle, ağır ağır yine içeri girdiğini gördüm. Nutkum tutulmuştu! Önce motorun yüzen birine çarptığını, onun sulara gömüldüğünü düşünürken, birden bu kafanın bir foka ait olduğunu anladım.
Çılgın motor gürültüsü rahatsız etmişti! Herşey hem çok hızlı, hem de ağır çekim bir film gibi olup bitmişti. Ama gördüğüm, bir hüznün ortaya çıkışı ve sulara gömülüşüydü. Tıpkı anılarımdaki huzur gibi!
H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU
ZİYARETÇİ DEFTERİMİZE GÖRÜÞLERİNİZİ YAZMAK İÇİN TIKLAYINIZ!
Akdeniz Fokunu Araştırma Grubu'nun sayfasını mutlaka ziyaret ediniz (www.afag.org).
|